Çocukların Doğasını Keşfetmek başlığıyla Türkiye’de öncü bir uygulama başlattınız. Öncü uygulamalarınızla ilgili bilgi almak istedik.

Çocukların Doğasını Keşfetmek başlığıyla bir dizi çalışma gerçekleştiriyorsunuz. Bu nasıl bir ihtiyacın ürünü olarak doğdu?

Geleneksel eğitim, bildiğiniz gibi sanayi toplumunun ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak üzere oluşturuldu. Amaç geniş kitlelerin en kısa zamanda kente ve modern yaşama uyumunu sağlamaktı. Sınıf düzeninden öğretmenin konumuna, müfredatın hazırlanmasından mesleki yönlendirmelere kadar tüm eğitim süreci bu amaca hizmet edecek biçimde yapılandırılmıştı. Dikkat ederseniz geleneksel eğitimin amacı, kitleydi. Bu durum bir süre devam etti ve sonrasında yani 20. yüzyılda, kitle içinde kaybolan öğrenci öncelikle birey olarak kabul edildi. Her bireyin tek nüsha, parmak izi kadar farklı ve özel olduğu anlaşıldı. Eğitim dünyası, kendine özgü nitelikleriyle insanın kitle içinde kaybolmasının sakıncalarını fark etti de diyebiliriz.  İçinde bulunduğumuz 21. yüzyıl ise söz konusu farklılıkların yaşama aktarıldığı zaman dilimi olacak. Dolayısıyla farklılaştırılmış ve kişiselleştirilmiş eğitim, bu yüzyıla damgasını vuracak. Başka bir ifadeyle, kitlesel eğitimden uzaklaştıkça bireyin ideal öğrenimine yaklaşabileceğiz. Biz de her bireyin farklı, özel olduğunu söylüyor,bunun gereğini PDR çalışmalarıyla eğitim alanında yerine getirmenin gururunu yaşıyoruz.

Uygulamalarla neyi amaçlıyorsunuz?

PDR birimi olarak temelde iki şeyi amaçlıyoruz. İlk amacımız, çocukların doğalarını keşfetmek ve onları doğalarına uygun alanlara yönlendirmek. Diğeri ise çocukların sahip oldukları mesleki ilgi, yetenek ve becerilerini merkeze alarak kariyer planlama sürecini yönlendirmek. Yaptığımız çalışmalar, bu iki amaca hizmet edecek biçimde yapılandırılmış durumda.

Çocukların doğalarını keşfetmek adına neler yapıyorsunuz?

Onları tanıma çalışmaları çok değerli. Öncelik, eğitimin ilk ve son hedefi olan bireyi çok  yönlü tanımaktır. Gelenekselleşmiş tanıma çalışmalarına ek olarak çağın ruhuna uygun bir biçimde dijital ortamda test, anket, ölçek ve envanterler uyguluyoruz. Tüm bunlar sayesinde öğrencinin beyninin hangi tarafını kullandığını, hafızasını, dikkatini, çalışma alışkanlıklarını, sahip olduğu çoklu yeteneklerini, kişiliğinin temel değişkenlerini, sınava ilişkin tutumunu saptayabiliyor ve zihin haritasını çıkarabiliyoruz. Böylece kişiselleştirilmiş, farklılaştırılmış öğrenme profillerine ulaşıyoruz. Bu bilgiler sadece öğrencilerimizin akademik başarılarını artırmak noktasında yönlendirici bilimsel bilgiler değil. Bir insanı tanımak için de çok değerli. Bunlar bizim için öğrencimizin psikolojik DNA’sı âdeta.

Öğrencinin yaşam boyu kullanacağı bilgileri mi içeriyor?

Tam olarak evet. Örneğin öğrencimiz beyninin sağ tarafını kullanıyorsa 9.sınıfta da meslek yaşamında da özel yaşamında da aynı durum söz konusu. Öğrencimizin zihin haritasından hareketle sahip olduğu potansiyel yetenekleri düşünün, bunlar yaşamının bir döneminde gelip kendisini bulacak. İnsanın değişmez potansiyelleri ve yetenekleri üzerinden konuşmak öğrencimizin yaşamına bütüncül, uzun dönemli ve vizyoner bakmamızı sağlıyor.

Söz konusu bilgiler öğrenci için ne anlam ifade ediyor?

Kendine özgü öğrenme profilini çıkardığımız bir öğrenci, öğrenme stilini biliyor. Örneğin ağırlıklı olarak duyarak öğrenen bir öğrenci, sese duyarlılığından ötürü sessiz bir ortamda çalışmanın odaklanmasını kolaylaştıracağını biliyor, yüksek sesle okumalar yapmanın yararını fark ediyor, akran öğrenmelerinin öğrenmesine olumlu katkısını deneyimliyor. Çalışma davranışlarının biçimlenmesine rehberlik ediyor bu bilgiler. 21. yüzyıl yaşam boyu öğrenmelerin esas olacağı bir yüzyıl. Bu dönemde bilinçli çalışmak, öğrendiğini kullanmak da başlı başına önem taşıyor.

Öğretmenler için de yol gösterici olsa gerek.

Elbette. Öğretmenlerin hedef kitlelerini tanımaları çok önemli. Elde ettiğimiz veriler, öğretmenlerin işlerini kolaylaştıracak nitelikte. Bir örnekle anlatayım isterseniz. Bir öğrencinin kinestetik özelliklerinin baskın olduğunu düşünelim, bu bilginin öğretmene ulaşma ve ulaşmama durumunu örnekleyelim. Genellikle hareketliliği gözlemlenen çocuklar, sınıf oturma düzeninde mümkünse en öne oturtulur. Onlar öğretmenin göz hapsindedir. Böyle bir durumda sürekli izlenen, doğal hareketlilik ihtiyacı karşılanmayan, öğretmenin baskısı altındaki çocuk, etiketlenecek; kendini rahat ve güvende hissetmeyecektir. Dikkati dağılacak, benlik imgesi zarar görecek, öz güven sorunları yaşayacak ve kaygı düzeyi yükselecektir. Unutmayalım, yetişkin olsun çocuk olsun, tüm insanlar kendilerini güvende hissettiklerinde, rahat ve mutlu olduklarında daha iyi öğrenirler. Öbür taraftan öğrencisini tanıyan, onun kendine özgü niteliklerinden haberdar olan öğretmen, diğer öğrencilerinin ders takibini de gözeterek çocuğun doğası gereği hareketliliğine izin verecektir. Çocuğun doğasına saygı gösteren bu yaklaşım, çocukla öğretmen arasında sosyal psikolojik bağların kurulmasını sağlayacaktır ki bu bağların değeri paha biçilemez. Öte yandan sınıfındaki öğrencilerin öğrenme stillerini bilen bir öğretmen ders materyallerini hazırlarken ve dersin tasarımını yaparken söz konusu farklılıkları gözeteceğinden etkili öğrenmenin kapısı kendiliğinden açılacaktır. Sınıftaki her öğrenciyi dersine çeken bir öğretmen; gereksiz, sınıftaki herkesi üzen, düzeni sağlamaya yönelik tedbirlerden kurtulup öğretmenin keyfini yaşayacaktır.  Farklılıkları gözetmeyen bir derste öğretmenin sınıf düzenini bozmamak uğruna sergilediği tavır ve davranışları, dile getirdiği sözleri, aldığı önlemleri bir düşünün, ortamın psikolojik atmosferini hayal edin, böyle durumlarda sınıf gerek öğrenci gerekse öğretmen adına dayanılacak gibi değildir. Dikkatinizi çekmiyor mu zil çaldığında korkunç bir sesle öğrencilerin sınıftan kaçışları? Bu kaçış tablosu, çözmemiz gereken sorunların bir işareti.

Anne babalar nasıl karşılıyorlar?

Çocuğun doğasına saygı duyan, uygulama ve gözlemlerle farklılaştırılmış ve kişiselleştirilmiş bu çalışma; Türkiye’de öncü bir çalışma. Elbette, veliler çok hoşnutlar. Anne baba ve öğrencinin olduğu bir ortamda bir sunum yapıyoruz. Gözlem ve uygulamaların raporlarını velilerimizle paylaşıyoruz. Öğrenci, veli ve PDR servisi olarak ödevlerimizi bir kenara not ediyor ve süreç içinde öğrencimizin çok yönlü gelişimini beraberce değerlendiriyoruz.

Anne babaları nasıl yönlendiriyorsunuz?

Öğrencilerin potansiyellerini açığa çıkararak doğalarını keşfetmek ve onlara bu doğrultuda alanlar açmak çok önemli. Bu alanlar ya açılamıyor ya da büyük zahmetler ve maliyetlerle açılıyor. Çevrenizde gözlemlemiş ya da duymuşsunuzdur, “Bizim çocuk maymun iştahlı. Resim yeteneği var diye üç yıl resim kursuna gönderdik, sonunda bıraktı.”, “Yüzme, basketbol, satranç, müzik kursu, nereye götürdüysem, istemedi.” cümlelerini.  Veli açısından durum böyle. Çocuk açısından psikolojik maliyeti çok daha fazla hatta sonuçları itibariyle de oldukça vahim. Hafta sonları, okul çıkışlarında o kurstan öbür etkinliğe derken öğrencinin yıpranışını, yeteneği sorgulanmadan yönlendirilmiş bir alanda çaba gösterişini, yaşadığı başarısızlığı, başarısızlığın beraberinde getirdiği öfkeyi, kaygıyı, öz güven sorunlarını bir düşünün. Hâlbuki nitelikli bir tanımayla öğrencinin yeteneğinin en üst düzeyde olduğunu saptadığımız bir alanda başarı yakalamak mümkün. Çok zor da değil. Örneğin kinestetik, ritmik, içsel, sosyal yetenekleri baskın olan bir öğrenciye dansı, tiyatroyu önerebilir; sözel, içsel yetenekleri olan bir öğrencimizi yaratıcı yazma atölyesine yönlendirerek bu yönde deneyim kazanmasını sağlayabiliriz.

Kişilik gelişimlerini nasıl destekliyorsunuz?

Öğrencinin akademik başarısı ile kişilik gelişimlerini at başı götürmek çok değerli. Kuş nasıl tek kanatla uçmazsa sadece akademik başarı odaklı ya da sosyal beceri odaklı bir eğitim de olmaz. Zaten gerçekte akademik başarı ile sosyo-psikolojik gelişim birbirinin alternatifi değil bilakis destekleyicisi. Bütünsel psikoloji literatürü bir alandaki başarının diğer alandaki başarıları tetiklediğini söylüyor bize. Yaptığımız kişilik envanterinde dışa dönüklükten uyuma, duygusal dengeden deneyime açık olmaya kadar kişiliğin temel parametrelerine bakıyoruz. Onlara çok değişkenli bir değerlendirmeyle yaklaşıyoruz. Örneğin çocuğun kendini ifade etme becerilerinde geliştirilmesi gereken durumlar saptadıysak ya da sorun çözme becerilerini zayıf  bulduysak öz güven geliştirme programı diye adlandırabileceğimiz bir eylem planı oluşturuyor ve bu eylem planının sonuçlarını dikkatle izliyoruz.

Sözlerinizin başında “Kariyer Planlama Süreci” diye adlandırdığınız bir programdan söz ettiniz. Açabilir misiniz?

Mesleki konumum gereği yıllardır dert, sıkıntı dinliyorum. Bunların nedeni üzerine düşündüğümde temel kök nedenlerden birinin yanlış meslek seçimi olduğunu görüyorum. Ülkemizde insanlar mesleklere ilgi, merak ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmiyorlar, dolayısıyla mutsuz insanlar toplumun çoğunluğunu oluşturuyor. Biz bunu tersine çevirmek için sıkı bir çalışma yapıyoruz. Öğrencimizin mesleki ilgi ve yeteneklerini, kişilik yapısını, düşünüş biçimini ortaya çıkaracak bir dizi envanter, ölçek, anket uyguluyoruz. Zamanın ruhunu, toplumun ihtiyaç ve beklentilerini gözetiyoruz. Bu uygulamaları, anne baba, öğretmen görüşleriyle ve elbette öğrenci tercihiyle destekliyoruz. Oluşan kararı sürece yayıyoruz ve meslek gözlemine yönelik sahada yapılan deneyimlerle test ediyoruz. Kişiselleştirilmiş bir kariyer planlama sürecinin avantajını yaşıyoruz. Sonuçta çok yönlü ve değişkenli bir çalışma oluyor. Ne sadece toplumdan kopuk ilgi ve yeteneği ölçü alıyoruz ne piyasa koşullarının belirlediği kariyer alanlarını.  

Heyecan verici bir süreç olsa gerek…

Bir insanın doğasının ortaya çıkarılmasına rehberlik etmek ve bu doğrultuda yönlendirdiğiniz insanların başarılarına tanıklık etmek başlı başına heyecan verici. Sağlıklı bir doğumun gerçekleşmesine benzer bir durum. Çabalarımızın olumlu sonuç vermesi, mutlu bireylerin yetişmesine ve toplumsal kalkınmaya hizmet etmek anlamına geliyor.

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir